Aktif
http://aktif.anatolianrock.com
tuıtuı
 
 Ana Sayfa
 Grup Hakkında
 Grup Elemanları
 Demolarımız
 Videolarımız
 Repertuarımız
 Fotoğraf Albümü
 Forum
 Linkler
 Bize Ulaşın
 
 

atonal

Şeref Akşit (Aktif) (ritim gitar,yan flüt,vokal...)

0000’de bir “mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır” günü annesinin soğuk algınlığı sebebiyle, bir haziran gününde üşütük doğdu. Hayatının 1. dönemi başlıyordu.Halen uyuşturucu kullanmıyor çünkü koca kafalı oluşu yüzünden annesine sezeryan doğum yapmak zorunda kaldılar, verilen narkoz onu bir ömür boyu uyuşturmaya yetermiş.Dünyaya “Merhaba!” yerine “naaber lan bardaaam seni ben doldurucam” dedi. Ama insanların yüzüne baktığında anladı ki onu duyan yalnızca yalnızlığıydı. İşte o zaman anlaşılamamayı anlatmaya karar verdi. Müzikle konuşan biri olacaktı, ilk söylediği şey “agu, anne, pappa” yerine “detone doo” oldu. Beyni akort tutmuyordu ama bunun farkındaydı. Geceleri yatarken yıldızları, sonsuzluğu ve ölümü düşünürdü. Ölümün nasıl bir şey olduğunu o doğmadan 3 ay 13 gün önce ölen babasının bir daha geri gelmeyeceğini kabullendiği bir gün anladı ve ölümsüzlüğe açılan kapıyı aramaya başladı, bunun yolu elbette sanattan geçmekteydi. Mozart’tan daha yetenekliydi 3,5 yaşında Op.13x+y yaylılar için 3.1/3’ü besteledi. Ancak notaları kalemle değil şekerle yazdığı için sonra onları afiyetle yedi. 8 yaşına geldiğinde ilk senfonisini besteledi. Armoni bilgisi olmadığı için atonal senfoni besteleyen ilk Türk besteci olarak tarihe geçecekti, ancak bu sefer de annesi yakacak kağıt bulamayınca notalarla soba tutuşturdu. O da “Artık yazılı batı müziğinden hayır gelmez kulaktan kulağa söylenen Türk Musikisine yöneleyim” dedi. “Tut-i mucize-i guyem”i besteledi, ancak kısa sürede şarkının arak olduğu anlaşıldı. Dünyaya kalıcı şeyler bırakmak için daha somut şeylerle uğraşmaya karar verdi. Bir bebek tohumu ekmek için yeterli birikime sahip değildi. İlkokul öğretmeninin ödevi üzerine ıslak pamuktan yetiştirdiği fasulye çabucak uzadı, ancak kısa zamanda sarardı soldu. Demek ki kısa zamanda yapılan işlerin ömrü de kısa oluyordu.

1991'de Firedi'nin ölümüyle Kuin gurubu dağıldı gitarcıları Bırayın Meyi ona yalvardı: "Gel gurubun başına geç senden başka kimse şarkıların hakkını veremez" dedi. Aktif de bu görevi Corç Maykıl'a verdi:"Sen hipne olduun için 'Kuin' adını büyük bir onurla taşıyabilirsin."dedi Corç da pasif eşcinsel olduğu için Aktif'in önerisini bir emir gibi hemen kabul etti.

Yıllar böyle rüyalar aleminde geçerken lise birde matematik öğretmeninin onu dürtmesiyle uyandı. Artık rüyalar alemi bitmiş, hayatında 2. dönem olan hayaller alemi başlamıştı.

Çocukluğundan beri TRT 2’de gördüğü uzun saçlı, kafa sallayan, gürültü yapıp böğüren iğrenç adamlara bu dönemde ilgi duyacağını bilemezdi. Belki de büyümek eski alışkanlıklarından vazgeçmek, asla yapmam dediğini yapmaktı. 16’sına geldiğinde kafadar arkadaşlarıyla gurup kurdu. Sivri zekalının bayram harçlıkları da dahil olmak üzere biriktirdiği paralarla aldığı gitar klasik veya akustik yerine taka bi’ elektro gitar oldu. Altı ay sonra anfi alana kadar evde fıs fıs diye çaldı. Anfiyle ise herşey rayına oturdu. Akord etmeyi ve ‘Metalika’ şarkılarını çalmayı öğrendi. Metalikayı müzik türü sananlara cevap vermekte gecikmedi…Ağabeysi “Gürültü yapma lan! yeter! caz yapma!!” dediğinde ona cevabı “Abi cazzz! yapmıyorum rak'ın rol yapıyorum” olamadı dayak yemekten korktu. Gurubuyla gitar çalıp böğürdü. Gurupta bir davul bir de gitar vardı. 15 dakikada sesi kısıldığı için provalar aralarla geçiyordu. Doooru düzgün bişeyler yapamadan arkadaşları üniversite sınavı yüzünden grubu dağıttı. Ama o yılmadı çalmaya devam etti, gitarı daha da ilerletti. Malmsıtin, Veyi, Satriyani çaldı. Amerika’ya Satriyani’den ders almaya gitti, onun 1 numaralı öğrencisi oldu turnelere çıktı,hatta G3’ü Sato’ya teklif eden kişi olduğunu söyleyenler de var ama bu başka bir öykünün konusu…

1994'te sex, uyuşturucu, rak'ın rol kuşağının ve "Hızlı yaşa genç öl" felsefesinin son temsilcisi Kört Kobeyin tüfekle beynini patlattı.Ardında bir çok sipekülasyonlar bıraktı.İntihar mıydı cinayet miydi ne farkederdi.Aktif dedi ki: "Sonunda Nirvanasına erdi işte!!"

Her zaman kendini yeniledi, bıraktığı yerden başlamadı. 90’ların ortalarında gitar müziğinin bittiğini ilan etti.O yıllarda bir çok rock gurubu gitar müziinden sıkılıp elektronik müzie yöneliyordu o da elektronik müzikle uğraştı.Sintizayzırıyla ve sempılllarıyla harikalar yarattı.Daha sonra işi ilerletip I.D.M. müzikte Türkiye'de 1 numara oldu ilginç ve arıza firekanslar buldu züper parçalar yaptı.Ancak herseyini bilgisayara kaydettii icin "adult!" film indirirken bilgisayarına virus girmesiyle ps'si uctu gitti."Hay ben boyle teknolojinin.."dedi.En iyisi akustik yapılan müzik elektrikler kesilse bile hiç sorun yok diye düşündü.Bu nedenle elektro kitarını, sintizayzırını satıp akustik gitar aldı özüne döndü. Cem Karaca, Barış Manço, Erkin Koray,İlhan İrem,Fikret Kızılok, Yeni Türkü, Haluk Levent…çaldı söyledi.

Tek başına kalınca müziğe olan tutkusunu yitirdi bu sefer edebiyata yoğunlaştı. Ölümsüzlüğe ulaşmak için şiirler ve öyküler yazdı ama hiçbir dergiye göndermediği halde yayınlanmasını bekledi, yayınlanmayınca kızdı bıraktı. Roman denemeleri de yaptı; 3 tane romana girişti ama onları da bitiremedi. Felsefeye duyduğu ilgiyi temelleştirmek, pratiğe dökmek istedi. Yeni bir teorem geliştirecekti. “Zıt kutuplar birbirini dengeler, ölümün bittiği yerden yaşam başlar, dünya ‘zıtlıklar döngüsü’yle döner” dedi. Hegel’in diyalektiğiyle aynı şey olduğunu öğrenince üzüldü…Ama yine yılmadı “Ey insanlar uyanın bu karanlık uykunuzdan, sizi uyanışa çağırıyorum” dedi. Onu da Niçe’nin anlattığını öğrenince yok felsefede de yeni bir şey yapamam deyip tekrar müziğe yöneldi.

Lise bitmişti, üniversiteyi kazanamazsa hayata atılması gerekiyordu, bir saniye düşünüp hemen üniversiteye gitmeye karar verdi.Hasta olduğu İın Endırsıngil amcasına özenerek yan flüt aldı ve Cetro Tal parçaları çaldı.Yan flüt ve solfej dersleri aldı.Konservatuarı da düşündü ancak akademik bir eğitim alarak müziğin katı kuralları arasında sıkışıp müzikten soğuyacağı, daha da kötüsü ‘armoni kurallarına tapan’ müzisyenler gibi olacağı korkusuyla bundan vazgeçti.

1998’de Hacettepe Sanat Tarihi’ni kazandı. Hacettepe’yi kazandığını duyup “Hacettepe tıp mı?” diye soranlara “Hayır! Sanat Tarihi” demek zorunda kaldı. Öğrenci Yerleştirme! Sınavı yüzünden Ankara hayatı başladı. Ankara tercihi dışında hep İstanbul tercihi yapmıştı bu yüzden uzun süre kendine gelemedi, kendine geldiğinde 1,5 yıl geçmişti. Uzun aralıklarla(para buldukça) çeşitli hocalardan yan flüt, solfej, Klasik Batı ve Türk Müzii dersleri almaya devam etti. Hacettepe yılları genelde hüsranla ve acıyla geçiyordu. Ankara değil Kankaraydı onun için. Değer verdiği arkadaşlarından kazık yeyince çok merak ettiği ‘hayatın anlamı’nı ne olduğunu anlamadan, gökte ararken yerde, elinde buldu. Uçarı gençliğin saçma sapan ilişkileri yetmiyormuş gibi imkansız aşklara, kara sevdalara yöneldi, ölümcül aşk acıları çekti. Yavaş yavaş hayatında 3. dönem başlıyordu: Hayal kırıklıkları! Aşk, arkadaşlık, dostluk… Bütün inandığı şeylerde çuvallıyordu, dibe vurdu uzun zaman çıkamadı, sonra balina misali karaya vurdu. Uzun zaman sonunda “Okyanus”a açıldı.

Hayatında 4. dönem kıçına batan hayalkırıklıklarını sessizce toplama dönemiydi. Bu ‘ferahlama’dan sonra hayatın ağırlığı kalmamıştı, en çok beste yapılan dönemdi doğal olarak. Beste yaparken mutlu oldu ancak beste bittiğinde beğenmedi, mutsuz oldu. Hiçliği yani ‘İçindeki Uçurum’u onu esir aldı. “En iyi bestem henüz yapmadığım bestemdir” dedi. Yıllardır yaptığı vasatı aşamayan bestelerden sonra Ahmet Bozacı’dan besteleme teknikleri ve armoni dersleri aldı. Okul döneminde Ankara’daki Türkçe pop-rock kafe ve barlarda, yaz dönemlerinde Didim ve Antalya’da bazen tekbaşına bazen arkadaşlarıyla çalıp söyledi.Hacettepe'den 2004'te eline işsizlik sertifikası verdiler,"Artık bi daa gelme!!" dediler işte hayata atılmıştı.Diplomayı kıvırdı kıvırdı sonra naaptııı bilinmiyor...

Ankaralı çeşitli amatör grupları; “Sizi ünlü yapacam.” diyerek kandırdı ve kötü emellerine alet etti. Çektiği aşk acılarına itafen “..Bu söz hep beni mi yaralar bütün sevenler yanar..” dedi. Tartıştığı, ayrılmak istediği sevgilisine “ayrılalım n’olamaz Nalan biz ayrı dünyaların insanlarıyız” ya da “sen sevmek nedir bilir misin, beni bitirdin tükettin.” yerine: “…Ben bir serseriyim ipe sapa gelmez, gözyaşı dökmene değmez…” dedi. Gönlünün kadını olan kişiye her şey bittikten sonra: “…İçimde sıkılmadan çalınan şarkı, dilimden düşmeyen Ömrümün Kadını…” dedi. Uzun yıllar yaşadığı hayal kırıklıklarını da notalara döktü “…Açıp kapadıkça gözlerime çivi gibi giriyor, çocukluğumu alıp giden hayal kırıklıkları” dedi. İnsanların her şeyi bir anda tüketen, hızlı ‘öğrenen’ dünyasında kolay anlaşılamayan biriydi. Pek çok insan bol nakarat tekrarıyla oluşan 3 dakika süren pop şarkısıyken, o kendisini “yanlış zamanda bestelenen bitmeyen bir atonal senfoni” olarak tanımlıyor.

Hayatının 5. dönemi İstanbul!! 5 cilt halinde yazılacak ancak bunu kaldırabilecek büzükte bir yayınevi bulununca…

Kendinde en beğendiği yönü:Hayata pis pis sırıtarak bakması
Kendinde hiç beğenmediği yönü:Bedeninden bir türlü dışarı çıkamaması
En sevdiği göz rengi:Mor ve ötesi
En sevdiği şarkı:lolo yapma!!
En sevdiği şarkıcı:Banu Alkan
En sevdiği nota:doremi
En sevdiği akor:bee yedili
En sevdiği yemek:logi(mantı)
En sevdiği tatlı:Vezir şeysi neysiydi yaaaa
En sevdiği içecek:yakupların kaavesi
En sevidiği tv dizisi: o ne?
En sevdiği film:dünyayı kurtaran adamın oğlunun torunun dıdısının gıdısı
En sevdiği spor:yatak güreşi(altın madalyaları var namalup bir sporcu)
En sevdiği ten rengi:henüz araştırılıyor
İ'lerden isim:istanbul
Hayvan?:koynunda yılan besliyor o kadar yani